Bir başvurudan CEO'luğa uzanan 25 yıllık yolculuk Türkiye'nin yeni CEO'su Bora Koçak'ın hikâyesi, LinkedIn'de yaptığı bir paylaşımla geniş kesimlerin dikkatini çekti. Koçak, yıllar önce başvurduğu iş ilanının görselini paylaşarak, "Bu ilana başvurarak başladığım yolculukta görevime Sodexo Türkiye CEO'su olarak devam edeceğimi paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum" ifadelerini kullandı. Kariyer yolculuğunun sembolü haline gelen bu paylaşım, yalnızca kişisel bir başarı öyküsünü değil; azim, kurum kültürü ve uzun soluklu kariyerin de dikkat çekici bir örneğini ortaya koydu.
Yoğun çalışma temposu nedeniyle bu söyleşi için birkaç ay beklemek gerekti. Ancak ortaya sadece bir kariyer hikâyesi değil; liderlikten şirket kültürüne, hibrit çalışmadan gençlerin iş hayatına bakışına, sürdürülebilirlikten başarının arkasındaki ilkelere uzanan kapsamlı bir sohbet çıktı.
"HAYATTA BAZEN ZORLUKLAR VE BELİRSİZLİKLER, İLK ANDA OLUMSUZ GÖRÜNSE DE İNSANIN ÖNÜNE YENİ KAPILAR AÇABİLİYOR, BENİM HİKÂYEMDE DE ÖYLE OLDU"
- Sayın Koçak önce şu ilanın yayınlandığı günlere uzanıp nasıl başladı, neler yaşandı onu konuşabilir miyiz?
- Ben üniversite yıllarımdan itibaren çalışmaya başladım ve turizm sektöründe birçok farklı görev üstlendim. Sodexo’dan önce bir turizm acentesinde operasyon yöneticisi olarak görev yapıyordum. Çok keyif aldığım, çok şey öğrendiğim ve birbirinden farklı insanlarla tanışma fırsatı bulduğum özel bir dönemdi.
Ancak 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz sonrasında acentedeki işler durma noktasına geldi ve sektör genelinde büyük bir belirsizlik oluştu. Ben de bu süreçte yeni iş fırsatlarını değerlendirmeye başladım. Zamanın büyük bir gazetesinin pazar günleri yayımlanan insan kaynakları ekinde gördüğüm bir ilan dikkatimi çekti. Aranan niteliklerin deneyimimle örtüştüğünü düşündüğüm için başvurdum.
O dönem Sodexo’yu ve faaliyet alanlarını çok yakından tanımıyordum. Bugünden geriye baktığımda şunu net görüyorum; eğer o kriz yaşanmasaydı muhtemelen işimi değiştirmeyecek, belki de hiç Sodexo ile yollarım kesişmeyecekti. O gün yaşanan ekonomik kriz benim için aynı zamanda yeni bir kariyer yolculuğunun başlangıcı oldu.
Hayatta bazen zorluklar ve belirsizlikler, ilk anda olumsuz görünse de insanın önüne yeni kapılar açabiliyor. Benim hikâyemde de öyle oldu. O dönem yaşadığım dönüşüm, değişime açık olmanın ve fırsatları görebilmenin ne kadar önemli olduğunu bana öğretti.
"YEMEK HİZMETLERİ ELBETTE EN GÜÇLÜ OLDUĞUMUZ ALANLARDAN BİRİ ANCAK ASLINDA ÇOK DAHA GENİŞ BİR HİZMET EKOSİSTEMİNE SAHİBİZ"
- Fransız kuruluşu olan şirketin bir catering organizasyonu gibi algılanmasının ötesinde tam olarak neler yaptığını detaylandırabilir misiniz?
- Bu algıyla oldukça sık karşılaşıyoruz. Yemek hizmetleri elbette en güçlü olduğumuz alanlardan biri ancak aslında çok daha geniş bir hizmet ekosistemine sahibiz.
Bugün entegre tesis yönetimi kapsamında teknik bakım, temizlik, resepsiyon hizmetleri, enerji yönetimi, sürdürülebilirlik uygulamaları ve çalışan deneyimini geliştiren birçok farklı çözüm sunuyoruz. Kısacası müşterilerimizin kendi işlerine odaklanabilmeleri için çalışma ortamlarını daha güvenli, verimli, konforlu ve sürdürülebilir hale getiriyoruz.
Günümüzde müşterilerimizin yüzde 80’inden fazlasına aynı anda birden fazla hizmet sunuyoruz. Bu da bize yalnızca bir hizmet sağlayıcı değil, müşterilerimizin operasyonel verimliliğine katkı sağlayan stratejik bir iş ortağı olma sorumluluğu yüklüyor.
Öte yandan yaptığımız işin sosyal bir tarafı da var. Günün büyük bölümünü geçirdiğimiz iş yerlerinin daha güvenli, sağlıklı ve çalışanların kendilerini iyi hissedebilecekleri alanlar haline gelmesine katkı sağlıyoruz. Bu da çalışan memnuniyetinden kurumsal verimliliğe kadar birçok alanda pozitif etki yaratıyor.
"ÇALIŞANLARIN DA BİR GÜN ÜST POZİSYONLARA GELECEKMİŞ GİBİ DÜŞÜNEREK HAREKET ETMELERİ GEREKTİĞİNE İNANIRIM"
- İlk kez CEO koltuğuna oturduğunuz gün en çok hangi sorumluluğun ağırlığını hissettiniz?
- Kariyerimin en başından itibaren üstlendiğim her sorumluluğun hakkını vermeye çalıştım. Çalışanların da bir gün üst pozisyonlara gelecekmiş gibi düşünerek hareket etmeleri gerektiğine inanırım. Bu nedenle kendi görevlerimi yerine getirirken aynı zamanda şirketin, çalışanlarımızın ve müşterilerimizin ihtiyaçlarını nasıl daha iyi karşılayabileceğimiz üzerine düşünmeye gayret ettim.
Bu açıdan bakınca CEO görevine tamamen hazırlıksız yakalandığımı söyleyemem. Ancak bu pozisyonun sorumluluğu doğal olarak çok daha farklı. Bir şirketin yalnızca finansal sonuçlarından değil, binlerce çalışanın geleceğinden, müşterilerin güveninden ve kurumun uzun vadeli başarısından da sorumlu oluyorsunuz.
En çok hissettiğim konu insanlara karşı duyduğum sorumluluk oldu. Çünkü iyi liderlik sadece sonuç üretmek değil, aynı zamanda insanların gelişebileceği, kendilerini değerli hissedebileceği ve potansiyellerini ortaya koyabileceği bir ortam yaratabilmektir.
"BEN HER ZAMAN BAŞARISIZLIKLARIN BİRER ÖĞRENME SÜRECİ OLDUĞUNA İNANDIM, ÖNEMLİ OLAN YAŞANANLARDAN DOĞRU DERSLERİ ÇIKARABİLMEK"
- Kariyeriniz boyunca "iyi ki yaşamışım" dediğiniz en büyük başarısızlığınız neydi?
- Bugün geriye dönüp baktığımda başarısızlık olarak tanımlanan birçok olay görüyorum. Ancak bunların her biri aslında önemli öğrenme fırsatlarıydı. Bu nedenle tek bir örneği diğerlerinden ayırmak zor. Ben her zaman başarısızlıkların birer öğrenme süreci olduğuna inandım. Önemli olan yaşananlardan doğru dersleri çıkarabilmek.
Yakın zamanda yaşadığımız bir örneği paylaşabilirim. Çok istediğimiz ve kazanmak için ciddi emek verdiğimiz bir müşterimizi kaybettik. O gün ekip olarak büyük hayal kırıklığı yaşadık. Ancak ertesi gün bir araya gelip nerelerde eksik kaldığımızı açık yüreklilikle değerlendirdik.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra aynı müşterinin karşısına çok daha güçlü bir hazırlıkla çıktık ve bu kez sözleşmeyi imzalayarak çalışmaya başladık.
Bugün dönüp baktığımızda o kayıp bize dayanıklılık, ekip çalışması, sabır ve gelişim konusunda çok şey öğretti. Başarısızlıkların çoğu zaman insanı geliştiren en güçlü deneyimlerden biri olduğuna inanıyorum.
"GELECEKTE EN BAŞARILI PROFESYONELLERİN TEKNOLOJİ İLE İNSANİ BECERİLERİ BİRLİKTE GELİŞTİREBİLEN KİŞİLER OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
- Yapay zekâ birçok beyaz yaka işini dönüştürüyor. Sizce gelecekte hangi beceriler insanları öne çıkaracak?
-Teknik bilgi her zaman önemli olacak ancak tek başına yeterli olmayacak. Analitik düşünebilen, değişime uyum sağlayabilen, sürekli öğrenen ve etkili iletişim kurabilen kişiler ön plana çıkacak.
Yapay zekâ birçok işi hızlandıracak, süreçleri daha verimli hale getirecek. Ancak empati kurabilmek, insanları motive edebilmek, etik kararlar verebilmek ve güven inşa edebilmek hâlâ insanlara özgü yetkinlikler olarak önemini koruyacak.
Gelecekte en başarılı profesyonellerin teknoloji ile insani becerileri birlikte geliştirebilen kişiler olacağını düşünüyorum. Çünkü iş dünyası artık sadece bilgi değil; iş birliği, yaratıcılık ve toplumsal sorumluluk da bekliyor.
"GENÇ KUŞAKLAR İŞVERENLERDEN DAHA FAZLA ŞEFFAFLIK, GERİ BİLDİRİM, GELİŞİM FIRSATI VE ESNEKLİK BEKLİYOR, ŞİRKET KÜLTÜRÜ HİÇ OLMADIĞI KADAR ÖNEM KAZANDI"
- Türkiye'de yetenek bulmak mı, yeteneği elde tutmak mı daha zor?
- Bence bugün daha zor olan yeteneği elde tutmak.
İnsanlar artık yalnızca ücret için iş değiştirmiyor. Kendilerini geliştirebilecekleri, değer gördüklerini hissedebilecekleri ve yaptıkları işin bir anlam taşıdığına inanabilecekleri kurumları tercih ediyorlar.
Özellikle genç kuşaklar işverenlerden daha fazla şeffaflık, geri bildirim, gelişim fırsatı ve esneklik bekliyor. Bu nedenle şirket kültürü hiç olmadığı kadar önem kazandı.
Çalışan bağlılığı yaratmak için yalnızca iyi bir işveren olmak yetmiyor; aynı zamanda insanların kariyerlerine ve yaşamlarına değer katan bir kurum olmak gerekiyor.
"MÜLAKATLARDA SADECE NE BİLDİĞİNE DEĞİL, NASIL DÜŞÜNDÜĞÜNE, NASIL ÖĞRENDİĞİNE VE ZORLUKLARLA NASIL BAŞA ÇIKTIĞINA DA BAKIYORUM"
- CV'lerde ilk baktığınız şey diploma mı, deneyim mi, karakter mi?
- Bir adayın genç yaşlardan itibaren kendisini geliştirmek için gösterdiği çaba benim için çok önemli. Bu nedenle CV'lerde hem eğitim geçmişine hem de deneyimlere dikkat ediyorum.
Ancak diplomanın her şeyi belirlediğine inanmıyorum. Kariyerim boyunca takım ruhu, merak duygusu, öğrenme isteği, iş disiplini ve sorumluluk alma becerisi sayesinde çok başarılı olmuş birçok insanla çalışma fırsatı buldum.
Bu nedenle mülakatlarda sadece ne bildiğine değil, nasıl düşündüğüne, nasıl öğrendiğine ve zorluklarla nasıl başa çıktığına da bakıyorum. Karakter ve değerler uzun vadeli başarı açısından en az tecrübe kadar belirleyici olabiliyor.
Bugün Sodexo'nun kapsayıcılık ilkesi doğrultusunda özel gereksinimli birçok çalışma arkadaşımıza organizasyonumuz içinde yer veriyoruz. Çünkü bizim için önemli olan yalnızca geçmiş deneyimler ya da diplomalar değil; kişinin potansiyeli, çalışma isteği, kuruma katacağı değer ve farklı bakış açılarıdır. Farklılıkların bir zenginlik olduğuna inanıyor, herkes için eşit fırsatlar sunmaya özen gösteriyoruz.".
- Bugün aynı ilana yeniden başvursaydınız, kendinizi işe alır mıydınız?
- Kesinlikle alırdım.Çünkü o gün o görüşmeye gelen kişi öğrenmeye son derece açık, çalışmaya istekli, hizmet sektöründe deneyim sahibi ama aynı zamanda sıfırdan başlamaktan çekinmeyen bir adaydı.
Bugün de kariyerinin başındaki gençler için en önemli özelliklerin özgüven, merak, öğrenme isteği ve sorumluluk alabilme yeteneği olduğunu düşünüyorum. Teknik bilgiler zaman içinde geliştirilebilir ancak öğrenme arzusu olan insanlar çok daha hızlı ilerleyebiliyor.
SATIŞ TEMSİLCİSİ OLARAK BAŞLADIĞIM KARİYERİMDE OPERASYON, PAZARLAMA VE FARKLI YÖNETİM GÖREVLERİNDE BULUNARAK BUGÜN CEO POZİSYONUNA ULAŞTIM
- Sizi diğer şirketlerden ayıran kurum kültürü nedir?
- Şirketimizin kurucusu Pierre Bellon'un çok sevdiğim bir yaklaşımı var. Sodexo'nun kuruluş amaçlarından birinin "sosyal asansör" görevi görmek olduğunu söylerdi. Yani insanlar çalıştıkları kurum içinde emek ve başarılarıyla yükselebilmeli, kariyerlerini geliştirebilmeli.
Benim Sodexo'daki hikâyem de bunun güzel örneklerinden biri. Satış temsilcisi olarak başladığım kariyerimde operasyon, pazarlama ve farklı yönetim görevlerinde bulunarak bugün CEO pozisyonuna ulaştım.
Benzer hikâyelere sahip çok sayıda çalışma arkadaşımız var. Bu nedenle Sodexo'da insanlar yalnızca bir pozisyon için değil, uzun vadeli bir kariyer ve gelişim yolculuğu için çalışıyor.
Kurum kültürümüzün temelinde fırsat eşitliği, kapsayıcılık, sürekli gelişim ve insana yatırım anlayışı bulunuyor.
- CEO olduktan sonra başarı tanımınız değişti mi?
- Hayır, başarı tanımımın özü hiç değişmedi. Ben her zaman işini iyi yapmanın başarı için ilk şart olduğuna inanırım. Hangi pozisyonda olursanız olun, yaptığınız işe değer katabiliyorsanız başarılı olabilirsiniz.
Kariyerimin ilk dönemlerinde başarıyı daha çok bireysel sonuçlarla ölçüyordum. Bugün ise ekiplerin gelişmesi, çalışanların yeni sorumluluklar alması, müşterilerimizin memnuniyeti ve şirketin uzun vadede yarattığı değer benim için daha büyük anlam taşıyor.
Ayrıca iş hayatındaki küçük başarıların da çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Çünkü sürdürülebilir başarı, her gün atılan küçük ama doğru adımların toplamından oluşuyor.
"GENÇLERİN GELİŞİMİNE YATIRIM YAPMANIN YALNIZCA ŞİRKETLER İÇİN DEĞİL, TOPLUMUN GELECEĞİ AÇISINDAN DA BÜYÜK ÖNEM TAŞIDIĞINA İNANIYORUM"
- Sosyal sorumluluk projeleri ve çevre duyarlılığı konusunda oldukça önemli çalışmalarınız var, bunlara ağırlık verirken neler amaçlıyorsunuz?
- Biz sosyal sorumluluğu yaptığımız işten ayrı değerlendirmiyoruz. Sürdürülebilirlik, gıda israfının azaltılması, sorumlu tedarik, karbon ayak izinin düşürülmesi ve Stop Hunger ile Gelecek Atölyeleri gibi projeler iş yapış kültürümüzün doğal bir parçası.
İş dünyasının yalnızca ekonomik değer üreten değil, aynı zamanda toplumsal gelişime katkı sağlayan bir yapı olması gerektiğine inanıyoruz. Özellikle gençlerin istihdama hazırlanması, kadınların iş gücüne katılımının artırılması ve fırsat eşitliğinin desteklenmesi bizim için önemli öncelikler arasında yer alıyor.
Bu anlayışla uzun yıllardır sürdürdüğümüz Gelecek Atölyeleri projesinde öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamayla desteklemelerine, sektörümüzü daha yakından tanımalarına ve kariyerlerine daha güçlü başlamalarına katkı sağlıyoruz.
Özellikle hizmet sektöründe insan en önemli değer. Bu nedenle gençlerin gelişimine yatırım yapmanın yalnızca şirketler için değil, toplumun geleceği açısından da büyük önem taşıdığına inanıyorum. Başarılı ve sektöründe öncü bir şirket olmanın yanında, topluma ve çevreye karşı sorumluluklarımızın da bilincindeyiz.
PANDEMİ ÇALIŞMA HAYATINDA FİZİKSEL KOŞULLARIN HIZLA DEĞİŞEBİLECEĞİNİ GÖSTERDİ, BUGÜN ÖNEMLİ OLAN İNSANLARIN NEREDE ÇALIŞTIĞI DEĞİL, NASIL BİRLİKTE DEĞER ÜRETTİĞİ
- Pandemi ile gündeme gelen hibrit çalışma konusunda neler düşünüyorsunuz?
- Biz pandemi öncesinde de performansı ve sonuçları merkeze alan bir çalışma anlayışına sahiptik.
Pandemi ise çalışma hayatında fiziksel koşulların hızla değişebileceğini hepimize gösterdi. Bugün artık önemli olan insanların nerede çalıştığı değil, nasıl birlikte değer ürettiği.
Bu nedenle ofisler de dönüşüyor. Artık sadece çalışma alanları değil; iş birliğini, yaratıcılığı ve sosyalleşmeyi destekleyen deneyim merkezleri haline geliyor.
Dünyanın ve Türkiye'nin önde gelen şirketlerinin tesislerini yönetiyor olmamız bize farklı uygulamaları gözlemleme fırsatı da veriyor. Gördüğümüz en önemli nokta, doğru dengeyi kurabilen şirketlerin öne çıktığıdır.
Şirket kültürünü ve takım ruhunu korurken dijital dönüşümü başarıyla yöneten ve performansa odaklanan kurumlar için hibrit çalışma modelinin kalıcı bir gerçeklik haline geldiğini düşünüyorum.
"YENİ NESİL ÇALIŞMAK İSTEMİYOR DEĞİL; YAPTIĞI İŞİN ANLAMLI OLMASINI, GELİŞİM FIRSATI SUNMASINI VE YAŞAMINA DA ZAMAN BIRAKMASINI İSTİYOR"
- Genç nesiller arasında kariyer yerine hayatın tadını çıkarabilecek kadar çalışma isteği diye bir kavram var. Bu ne kadar doğru bir yaklaşım?
- Bence bu yaklaşımı doğru okumak gerekiyor.
Yeni nesil çalışmak istemiyor değil; yaptığı işin anlamlı olmasını, gelişim fırsatı sunmasını ve yaşamına da zaman bırakmasını istiyor. Aslında bu oldukça doğal ve sağlıklı bir beklenti.
Bugün insanların yalnızca kariyer hedefleri değil; sosyal yaşamları, aileleri, kişisel gelişimleri ve ruhsal iyi oluşları da önem taşıyor. İş dünyasının da bu değişen beklentileri anlaması gerekiyor.
Şirketlerin açık iletişim kuran, adil davranan, gelişim fırsatı sunan ve çalışanların yaşam dengesine saygı gösteren ortamlar yaratmaları büyük önem taşıyor. Bu ortam sağlandığında gençlerin hem başarılı kariyerler inşa edebileceklerine hem de hayatın diğer alanlarında kendilerine zaman ayırabileceklerine inanıyorum.
Özel sektörün en önemli sorumluluklarından biri de gençlerin potansiyeline güvenmek ve onlara fırsat vermektir. Çünkü geleceğin başarılı şirketlerini, liderlerini ve toplumsal dönüşümünü şekillendirecek olanlar bugünün gençleri olacaktır.